4 Aralık 2012 Salı

KÜÇÜK AYAKLAR PEMBE PATİKLER


Meryem bebeğe  Elif halası pembe bir patik örmüş.
Öyle bildiğimiz yün bebek patiği değil bu patikler, hanım hanımcık, küçültülmüş ayakkabı gibi bir şeyler.
Meryem bebek uyuyor ben de yanı başında duran patikleri seyrediyorum.
İçimdeki ses; uyusun da büyüsün, tıpış tıpış yürüsün yavrum diyor.
 Yürüsün de ayakkabılar giysin yavrum. Ayakkabılar giysin de yürüsün.
Rabbim izin verirse 9-10 aya kalmaz ilk ayakkabılarını giyersin bebeğim. Bileklerini sıkı sıkı tutan ayakkabılarla yeryüzünde ilk adımlarını kollarını açıp seni bekleyen anne ve babana doğru atarsın inşallah.
Daha sonra özgürlüğe doğru atılır adımların. Birkaç adım atıp bakarsın arkana. Hem seni heyecan ve gururla izleyen anne ve babandan bağımsız olmak ister yüreğin hem de, ihtiyacın olduğu anda, seslendiğinde bir adımda seni tutacak kadar yakınında olmalarını umarsın.
Bir gün spor ayakkabı alırlar sana ve “attı” diye çığlıklar atarak toplara vurursun inşallah. Parka giderken giydirir anneciğin cırt cırtlı spor ayakkabını. Kum havuzunda oynarken ayakkabılarının içine dolan kumları çıkartmak için kolayca açarsın cırtları.
İnşallah bir de kırmızı lastik çizmelerin olur  bebeğim. Yağmurda biriken sulara “şap” diye girer, yol kenarında oluşan çamurlara “şlap” diye basarsın onlarla.

2 Aralık 2012 Pazar

MOR MENEKŞELİ KUNDAK


Meryem bebeği hastaneden eve getirdikten sonra Mehmet dedesinin 57 yıl önce bebekken sarıldığı kundakla sardık sarmaladık. Kayınvalidemin gencecik bir gelinken kanaviçe mor menekşeler işleyerek süslediği pamuklu kundağın içinde mışıl mışıl uyudu bebiş.  
Onu seyrederken ilk yavrumu Hilal’imi doğurduğum günleri hatırladım. Annem (kayınvalidem)  birçok defalar bebeği kundaklarsak elini kolunu sallayarak kendini rahatsız etmeyeceğini daha rahat uyuyacağını söylemişti ama ben her defasında şiddetle reddetmiştim kadıncağızın teklifini. Kundak gibi iptidai bir şeyle çocuğumu sıkıştırıp rahatsız edemeyeceğimi ifade etmiştim türlü türlü kelimelerle. O da bana “kızım ben kocanı böyle büyüttüm. Aslan gibi oldu maşallah “ derdi. Şimdi durup düşünüyorum da neydi itiraz ettiğim. Kundak mı? Gelenek mi?  Kayınvalidemin annelik becerileri mi? Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşamış, sevdiğim adamı orada doğurmuş ve oranın şartlarına göre büyütmüş bir kadının benim gibi şehirli, üniversite okuyan, hamileliği süresince batılı çocuk doktorlarının yazdığı onlarca kitabı yutmuş entelektüel (!) bir kadına akıl vermesine dayanamıyordum herhalde.  Aslına bakarsanız önerilerini önemsemediğim tek insan kayınvalidem değildi annemin bebeğimle ilgili söylediklerini de çok dikkate aldığımı söyleyemem. Onun beni büyüttüğü günlerden bu yana koskoca 22 yıl geçtiği için şehirli annemin aktardığı deneyimleri de önemsemiyor doktorların bu süre zarfında en doğru bilgiye vardıklarına inanıyordum herhalde.

1 Aralık 2012 Cumartesi

MUHYİDDİN ŞEKUR DAN GÖNLÜME DÜŞENLER



Muhyiddin Şekur Hocayı dinledim dün gece.
Kızımı ve taze bebeği dünürüme emanet edip, isil isil yağan yağmurda ıslanmayı, akşam trafiğinde otobüste zorlu bir yolculuk yapmayı göze alarak  düştüm yollara. İyi ki gitmişim.
Su üstüne yazı yazmak” ve “Gölgeler Kolidoru” nun yazarı Amerikalı Psikoloji profesör Üsküdarda Meridyen derneğinin çalışmalarını yürüttüğü  Sandıkçı dede tekkesinde, yüzyıllarca zikir meydanı olarak değerlendirilen  ve   üç dervişin sandukasının kapıdan girenlere ”Huu” dediği salonda  yaptı konuşmasını.
“Ben kimseye bir şey öğretmek amacı ile yazmadım bu kitapları, imanımı güçlendirme, insan olma yolculuğumda yaşadığım deneyimleri öncelikle kendim için kaleme almıştım daha sonra Allah nasib etti ve basıldılar “diye başladı konuşmasına ve devam etti “ Eğer benim deneyimlerimi okuyorsanız bir hedefiniz olmalı. Bu kitabı okuduktan sonra kendi potansiyelinizi yakalamak ve geliştirmek için kapamalısınız kitabın kapağını.”   Hepimizin sema yapışlarını hayranlıkla izlediğimiz Mevlevi dervişlerinden hareketle güzel bir örnek verdi hoca “bir sema törenine gittiğinizde dervişlerin dönüşleri,  açılan tennureleri, fondaki ney müziği hepsi sizi çok etkiler. Huşu içinde izlersiniz onları ama tören bittiğinde siz yalnızca izleyen olarak kalırsınız. Orada dönen ve sema yapmış olan dervişlerdir. İzlemek yapmak demek değildir. Dönen olun

27 Kasım 2012 Salı

KATKILARINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER



          “Bu çocuklara neler oluyor?  Niye yerlerinde duramıyorlar?  Niye  öğrenemiyorlar? Niye sık sık hasta oluyorlar? Niye merhamet duygularını hergün biraz daha yitiriyorlar?” gibi sorulara cevap aramak için çıktığım yolculukta “Beslenmenin bu olumsuz davranışlar üzerindeki etkisi nedir?” sorusunun cevabına  odaklandığım günlerde blogda yazdığım yazılarla dostlardan  kaynak eser ve alternatif tarifler istemiştim. Sizlerden gelen  kitap ve web sitesi  önerilerine eklediğim  onlarca kaynağı okuyarak geçirdiğim aylar süren araştırma ve yazma sürecinin ardından kitabım sonunda  HAYY Kitap tarafından basıldı. Yaradana şükürlü, çevreye dost, emeğe saygılı, başarılı ve  sağlıklı evlat yetiştirmek isteyen ana babalar için kitapçı raflarında yerini aldı J
              Kitabı kargo paketinden çıkarıp elime aldığımda yaşadığım sevinci anlatamam. Bu duygu uzun süren doğum sancılarının ardından bebeklerimin ilk çığlıklarını  duyduğum, onları  koynuma aldığım anki sevince çok benziyor. Aylar boyunca gece gündüz bilgisayarın başında çalışarak ürettiğim, her cümlesini onlarca kere okuduğum  yazılar renklenmiş, süslenmiş cicili bicili bir kapağın içine girmiş ve kitap olmuşlardı. Elimde kitabım sevinçle dolandım okulun içinde. Ardından hemen telefonumu elime alıp kitabın ortaya çıkmasına emek veren insanları arayarak teşekkür etmeye başladım.   Bir kitabın ortaya çıkmasında yazarla beraber  editörün, çizerin, dizgicinin  emeği var. Kitabımın editörlüğünü sevgili dostum, sağlıklı beslenme uzmanı Elif Ayla yaptı. Önce onu aradım sevinçle . Ardından Hayy yayınevinin sahibi Rauf beyi . Kitabı naif çizgileri ile şenlendiren Sevim hanıma da teşekkür ettikten sonra   sevincimi blogda paylaşarak  kitabın oluşum  sürecinde verdikleri tarifler ve önerilerle bana destek olan dostlara teşekkür etmeliyim diyerek geçtim bilgisayarımın başına. Bir de baktım ki ben mart ayından bu yana blogda hiçbir şey yazmamışım L

12 Mart 2012 Pazartesi

SEVGİ ÜRETEN KADIN OLMAK 2

ROL MODEL KADINLAR
İnsan olmanın sorumluluğunun idraki ile  kadın olmanın ayrıcalıklı keyfini sürebilecek, evinde oluşturduğu sevgi merkezli iletişimle önce kendi yuvasında sonrada toplumda  yaşanan şiddetin her türlüsüne “dur” diyebilecek kadınlara ihtiyaç var günümüzde. “Bunun için lazım olan güç hepimizin içinde var,  yeter ki programı aktif hale getirelim” demiştim geçen yazımda. İçine üflenen ruhun idrakinde olan, onu kendine yoldaş edinen, dolayısı ile Ahsen-i Takvim makamında ömür süren ve tarih yapraklarına ürettikleri güzelliklerle adını yazdıran üstün insanların varlığı bize kendimiz geliştirebilmekle ilgili ümit veriyor diye düşünürüm hep.
Modern dünyanın önemli kişisel gelişim yöntemlerinden NLP “biri başarıyorsa onu modelleyerek sen de başarabilirsin “der. Tabii bu ilkeyi, daha çok,  kariyer planlaması yapan gençlere “ün ve para”  kazanmaları  için kullanmayı tavsiye eder ama olsun bu bizim üstün ahlaklı insanları modelleyerek onlar gibi olma çabası içine girmemizi engellemez.
Sevgi Üreten Kadın olmak isteyen biri önce kimi modellemeli diye düşünürken günümüzde gençlerimize sunulan rol modeller geldi gözümün önüne. Hayatını bedenini sergileyerek kazanan, evlilik öncesi ilişkileri legalleştirmeyi marifet sayan, ekonomik özgürlük ve kariyer uğruna fıtri ihtiyaçlarını örseleyen, evinde durup çocuğunu büyüten kadını aşağılayan, soyunmak ve modernleşmeyi eş değer gören, kendine giydiği ayakkabının yada taktığı eşarbın markası kadar değer biçen  yüzlerce hatta binlerce rol modele rağmen, biz ne yapabiliriz ki? diye düşünüp ümitsizliğe düşmek üzereyken efendimizin “kadınların en hayırlısıdır” diye tanımladığı Hz. Hatice düştü yüreğime.


11 Mart 2012 Pazar

SEVGİ ÜRETEN KADIN OLMAK !


Fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan kadınların her gün biraz daha artması yüreğimi çok acıtıyor. Bir anne olarak şiddete uğrayanın da şiddeti uygulayanın da birilerinin yavrusu olduğunu düşünüyorum önce.  İnsan yavrusunun acı yaşamasına nasıl dayanır diye düşünürken “peki ya insan kendi yetiştirdiği evladın bir başkasının yavrusuna şiddet uygulamasına nasıl razı olur?” sorusu geli­yor aklıma. “Koskoca adam anasına mı soracak birini döverken, nasıl karışsın anası oğlunun davranışlarına” diyemiyor içimdeki ses. Çünkü bir eğitimci olarak ben çok ama çok iyi biliyorum ki o adam bir kadını dövmeyi ya da sözleri ile ezip un ufak etmeyi öncelikli olarak bebekliğinden beri yaşanan her anı kayıt altına aldığı evinde öğrendi.
Babanın annesine şiddet uyguladığı, ya da çocuğa ebeveynler tarafında şiddet uygulanan bir evde büyüyen, öfkesini kontrol etmenin başka yollarını göremediği için onları örnek alan bir çocuğun gelecekte aynı terörü kendi evinde uygulaması ne yazık ki çok olası bir şey. Düz mantık, evde şiddete şahit olan çocuğun  “ Benim canım anam dayak yerken çok acı çekti ben sevdiğim kadına aynı acıyı çektirmemeliyim” ya da “ Annem –babam beni dövdüklerinde ya da duygusal olarak ezdiklerinde çok acı çekmiştim, ben yavrularıma bunu yaşatmamalıyım “ diye düşünüp kendini geliştirmesi gerektiğini söylerken, yapılan araştırmalar bunun tam tersinin yaşandığını gözler önüne seriyor. İçinde şiddet yaşanan evde büyüyen bir çocuk ilerleyen zaman içinde, ister kadın olsun ister erkek, problemlerini çözerken şiddet içeren yöntemlere yöneliyor.

2 Ocak 2012 Pazartesi

DENEYİM PAYLAŞIMI


Günlerdi  okuyorum.Yediklerimiz ve içtiklerimizle ilgili onlarca yüksek lisans ve doktora tezi ve kitap okudum.
Okudukça  moralim bozuluyor. Market raflarındaki paketli gıdalar, manav reyonundaki parlak elmalar, ekmek dolabındaki  cins cins ekmekler üstüme üstüme geliyor. Elime aldığım her süslü püslü paketin  içinden bir canavar çıkıverecek ve bana saldıracakmış gibi hissediyorum. Paketlerden yada reyonlardan   kolu bacağı olan bir şeyin bana doğru hamle yapmayacağını tabi ki biliyorum ama yediklerimize içtiklerimize yapılan müdahaleleri  okudukça inanın ki  çok ama çok ciddi bir kaygı zihnimi ve bedenimi  etki altına alıyor. Yıllardır bu konular da okuyan, yazan, konuşan, evinin mutfağını, okulunun kantinini zararlı yiyecek ve içeceklerden koruma çabası içinde olan biri olarak  yeni edindiğim bilgilerin beni bile bu kadar etkilemesi  yazma çalışmalarına yoğunlaştığım kitabın bir ihtiyaç olduğu, bir çok insanın  bilgilenmesine, alışkanlıklarını gözden geçirmesine, bedenini ve ruhunu temizlemesine  fırsat oluşturacağı noktasında beni motive ediyor.