18 Aralık 2015 Cuma


Hz. MERYEM'E ŞAHİTLİK ETMEK

Cumamızı Aydınlatan Ayetler 22
Bizleri yeni bir Cuma sabahına erdiren ve yavrumu yavrusuna kavuşturan yüce Rabbime binlerce kere hamd olsun.
Salat ve selamlarımız rol modelimiz sevgili peygamberimize olsun. 

Son iki haftadır neredeyse her anımı yaratılış ve doğum mucizesini tefekkür ederek yaşıyorum. Üçüncü hamileliğini ve şimdi elhamdülillah anneliğini yaşayan yavrumla sık sık Hz. Havva’nın gerçekleştirdiği ilk doğumdan bu yana anne olan tüm kadınların ve onlarla beraber tüm memeli dişilerin yaşadığı hamilelik ve doğum kavramları ve son yüzyılda her ikisi üzerinden oluşan sektörler üzerine uzun uzun muhabbet ettik.Bir bilim insanı ile yaptığım bu muhabbetlerden öğrendiklerimi bir gün bloğumda yazarım inşallah. Bu Cuma sabahı ise sizlerle, iki mucize bebeğin yaratılışını ve onlardan birinin doğum anını anlatan Meryem suresinin ilk bölümlerini paylaşacağım 

“Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.” Diye başlar Meryem suresi. Ve onu takip eden beş ayet ilerleyen yaşına rağmen bir evlat sahibi olmak arzusu ile yanıp tutuşan Hz. Zekeriya’nın Rabbimize niyazını anlatır 

“(Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.” (2)
“ Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:” (3)
“Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.”(4)
“ Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.” (5)
“Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!” (6)

15 Aralık 2015 Salı




 İSİMLERİN İLE MÜSEMMA OLASIN YAVRUM 

 Bir bebek geldi dünyaya, büyük insanlık ailesine yeni bir fert  katıldı.
 Orhan Arslan hocamın ifadesi ile “insanlıkta dengimiz,  dinde kardeşimiz” bir bebek.
 Bebekle beraber dünyayı ve evimizi  Rabbimizin yeni bir ayeti  şereflendirdi.
 Her bebek bir ayet, her bebek bir nimet, görebilen gözler, hissedebilen yürekler için.
 Rabbimiz bizi verdiği  her nimetten hesaba çekeceğini  söylüyor Tekasür suresinde.
 O zaman nimetin kıymetini bilmek,  şükrünü eda etmek gerekiyor.
Çocuk nimetine verdikleri  kıymeti göstermek için  ana- babaların yaptığı ilk işlerden biri , onun  büyük insanlık ailesinin içinde tanımlanmasını sağlayacak bir isim koymak. İsim koymak ciddi bir iş.
Çok değer verdiğim bir dostum bebeğimizin doğumunu hayırlamak için aradığında, yavrumuzun adının Melike Sophie olduğunu öğrenince “ anne babaların, çocuklarına isim koyarlarken aslında ona bir vizyon sunduklarının bilinci ile konmuş, özenle seçilmiş bir isim  ” dedi.  Ne kadar doğru.
Anacığı babacığı günlerce belki de yavrucuğun anasının karnında olmaya başladığı aylar boyunca düşünüp  yavrularına  biri Türkçe biri Almanca olan bu güzel isimleri  uygun görmüşler.  Yavrucuk dünyada daha bir gününü doldurmadan Elif ve Daniel’in  çok sevdikleri ilahiyatçı bir ağabeyleri geldi evimize  ve ezanını okuyup isimlerini kızımızın minik  kulaklarına fısıldadı.
Dedem Korkutun ifadesi ile “ismini Oğuz hoca koydu, yaşını kadri büyük Allah versin “
Bize de isimleri  ile müsemma olması için dua etmek düştü.
Melike , Rabbimizin el – melik ismi ile aynı kökten geliyor. Sahip olduğu mülkün üzerinde tasarruf sahibi olan demek.
Güzel kızımız  bir ömür boyu öncelikle  Rabbimizin ona  emanet ettiklerinin üzerinde Rabbinin rızasına uygun tasarrufta bulunsun inşallah.

 Melikesi olsun ellerinin.
O minicik yumuk yumuk ellerini hep helal ve temiz olana uzansın. Güzel şeyler üretsin.
 Darda kalana , yardım isteyene uzansın elleri.  Kimseye vurmasın, kimseyi incitmesin o güzel eller. Sevdiği adamın elini sımsıkı tutsun ve uzun bir ömrü beraber geçirsinler elele. 
Yavrularının , torunlarının saçlarını okşasın zamanla buruşan ihtiyarlayan  elleri ile.

11 Aralık 2015 Cuma

HER ZORLUKTAN SONRA BİR KOLAYLIK VARDIR

Cumamızı Aydınlatan Ayetler 21
Hamd bizleri yeni bir Cuma sabahına erdiren alemlerin Rabbine,
Salat ve selamlar rol modelimiz sevgili Peygamberimize olsun.
Gönlüm bugün sizlere bir haftadır gece gündüz ha doğdu ha doğacak diye yolunu beklediğimiz yavrumuza kavuştuğumuzun müjdesini vermeyi ardından da yaratılış ve doğum mucizesini anlatan ayetleri paylaşmayı arzu ediyordu. Ancak bebeğimiz hala doğmadı:)
Alman doktorları bizimkiler gibi tez canlı değiller. Dün kontrole gittiğimiz doktor son derece sakin “dur bakalım hele bir 42. Hafta bitsin ondan sonra ne yapmamız gerektiğine beraberce konuşur karar veririz “dedi. Umarım bebek 42 yi bitirmeyi beklemez smile ifade simgesi Beklemek zor iş. İnsanı garip bir telaş sarıyor. Telaşlandığım , bunaldığım, daraldığım zamanlarda okuduğum inşirah suresi bugünlerde iç sesim oldu. Madem ki doğum ayetlerini yazamıyorum o zaman gece gündüz okuduğum İNŞİRAH suresini paylaşayım dostlarla deyip kalktım yataktan.
“Göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı?” mealindeki ayetle başlar inşirah suresi.
Bu ayetle ilgili çok farklı tefsirler var. Bir gurup müfessir bu ayetin efendimizin çocukluğunda geçirdiği rivayet edilen manevi bir kalp ameliyatı ile ilgili olduğunu söylerken bir diğer grup buradaki ferahlamanın , göğüs genişlemesinin inene vahiy ile gerçekleştiğini söyler.

10 Aralık 2015 Perşembe


EMİN BELDE'DE NELER OLUYOR ?
Bu sene Hac mevsiminde Mübarek topraklarda yaşanan acıların ardından yazdığım "Cumamızı Aydınlatan Ayetler 10" yazımı   "Yüce Rabbimiz "emin beldeyi" idare edenlere akıl , fikir ve izan versin ki   benzer acılar bir daha yaşanmasın "duası ile paylaşıyorum.  

 "Bizleri Kurban bayramına ve yeni bir cuma gününe erdiren Rabbimize hamd olsun.
Kurban bayramı ve Cuma bayramını bir arada yaşadığımız bu güzel günde ikisinin coşkusu ile yürekleri ısıtacak bir şeyler yazmayı planlamıştım ancak dün sabah mübarek topraklardan gelen acı haber gönlümden bayram coşkusunu alıp götürdü.
Şimdi yüreğimde vatanlarından binlerce kilometre uzakta, ayaklar altında ezilerek ölen yüzlerce kardeşimin acısı var. Üzgünüm hem de çok. İçim yanıyor. Bir kaç dakika önce “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk “ diyen dillerin attıklarını düşündüğüm çığlıklar kulaklarımda çınlıyor. Farklı farklı dillerden atılan çığlıklar frown ifade simgesi
O an yaşananları hayal etmeye, anlamaya çalışıyorum ancak yüzlerce insanın ezildiği bir can pazarını gözümün önüne bile getiremiyorum. O yüzden de duyduklarıma , okuduklarıma bir anlam veremiyorum. 
Mübarek topraklara, dini vecibelerini yerine getirmek için giden bu insanların ölümüne yalnızca “Allah’ın takdiri” diye bakan, “Ayyy ne güzel Arafat’tan indikleri gibi öldüler. Hiç günahsız gittiler” diyen eş dostla karşılaştıkça olay kafamda daha da anlaşılamaz bir hal alıyor. Ölen de Arafat’tan yeni indi kardeşinin tepesine basıp ölümüne neden olan da. Hatta önemli bir kısmı önce birini ezdi sonra da ezildi. Yani olay öyle “aman da aman ne güzel pürü pak öldüler” gibi bir şey değil. 

8 Aralık 2015 Salı

   
GERÇEKTEN ALLAH'IN BİRLİĞİNE İNANIYOR MUYUZ?

          Dün Berlin'de dostlarla yaptığımız bir toplantıda eski bir arkadaşım "hocam , uzun zamandır blogunuzu ihmal ettiniz. Artık yazmıyor musunuz? diye sitem edince " yazıyorum, hem de her hafta hayat rehberimiz Kuran-ı Kerim den hayatıma katmaya çalıştığım ayetlerle ilgili yazıyorum  ama yazdıklarımı  facebookda yayınlıyorum "dedim. O" ama ben sosyal medya kullanmıyorum ki. keşke yazdıklarınızı blogunuzda da yayınlasaydınız " deyince ben de bugünden sonra yazdıklarımı her iki alanda da yayınlamaya karar verdim.  
 Yeni bir yazı yazasıya kadar Ramazan bayramından bu yana her cuma günü yazmaya çalıştığım "Cumamızı Aydınlatan Ayetler" serisinden bir kaçını burada yayınlayabilirim diye düşündüm ve blog okuyucularım için öncelikle aşağıdaki yazımı seçtim ; 
"Cumamızı Aydınlatan Ayetler 13
Hicri 1437 yılının ilk cuması hepimize mübarek olsun.
Bizleri yeni bir yıla, yeni bir güne erdiren Rabbimize binlerce kere hamd olsun.
1436 da ülkemizde , İslam aleminde ve tüm dünya da insanlık onurunun çiğnendiği yüzlerce olaya şahitlik ederken feri sönen gözlerimiz , kararan yüreklerimiz inşallah yeni yılda iyi ve güzel olayların şahidi olsun.
Bu duamın gerçekleşmesi için de Rabbim bizlere Kuran iklimine “hicret” edebilmeyi, Kuran ahlakı ile yaşayabilmeyi nasip etsin.
Muharrem ayının ilk cumasında gönül sizlerle “hicret” kavramı ile ilgili bir şeyler yazmak isterdi . Ancak geçen hafta cumartesi günü Ankara’nın göbeğinde patlayan ve onlarca canı sevdiklerinden ayıran katliamdan sonra etrafımdaki bazı,( İslam ahlakı üzerine yaşadığını var saydığım ) insanlardan duyduklarımın ardından, ”tevhid” kavramının vurgulandığı Muhammed suresinin 19. Ayetini paylaşmak istiyorum sizlerle.
“Ve (sen ey Nebi): unutma ki Allah'tan başka ilah yoktur!” diye başlar mübarek ayet.
Şimdi bir çoğunuz” hocam zaten hepimiz biliyoruz Allahtan başka ilah olmadığını. Hem buna inanmasak şimdi sizin O’nun kitabı ile ilgili yazdıklarınızı okuyor olmazdık ki” diye düşünüyor olabilir. Ben de biliyorum hem sizin hem de bu ülke de yaşayan milyonlarca insanın Allah’tan başka bir ilah olmadığına inandığını. İşte o yüzden duyduklarımı, okuduklarımı anlamakta zorlanıyorum .

6 Temmuz 2014 Pazar

OTUZ BEŞ YILIN ARDINDAN


Bugün evliliğimizin 35 yılı bitiyor.
Dile kolay  koskoca otuz beş yıl bu.
Aşkların günlerde, evliliklerin aylarda tükendiği bir devirde otuz beş yıl evli kalmayı  başardığımız için Mehmet Bey'i ve kendimi tebrik ediyor, otuz beş yıl süresince yaşadığımız her an için Rabbime hamd ediyorum.
Liseyi bitirdiğimde en son düşündüğüm şey İlahiyat okumaktı. ÖSYM'nin o yıla mahsus yaptığı bir uygulama nedeni ile ben 500 üzerinden 478 puanla açıkta kalmıştım. Ben evde hıçkıra hıçkıra ağlarken anneciğimin çocukluğumdan beri ettiği dualar kabul oldu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ön kayıtla öğrenci alacağını ilan etti. Ve ben sudan çıkmış balık şaşkınlığında bir kolejli olarak  kendimi İlahiyat Fakültesi'nin bahçesinde buldum. Çok değil bir hafta on gün sonra Mehmet Bey'le tanıştım. 
Eğer ÖSYM o uygulamayı yapmasaydı 1976 yılının Türkiye’sinde biz mümkün değil birbirimizi bulamazdık. Hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır olabilir uyarısının sahibine hamd olsun.
Babam beş yıllık fakültenin ikinci yılında evleneceğim diye ayağa kalkan kızına ancak bir yıl direndi. Mehmet Bey'in beşinci sınıfı, benim üçüncü sınıfı bitirmek için girdiğimiz sınavlar biter bitmez düğünümüz oldu. Evlenme kararından önce Mehmet Bey'in  tayininin çıkmasını  beklemediğimiz için gelecekte nerede yaşayacağımızı bilmiyorduk ve bu yüzden bir evimiz yoktu. Ankara’daki görkemli düğünden sonra eşimin memleketi olan Mahmudiye’ye gittik. Onun doğup büyüdüğü evde, onun  çocukken koşup oynadığı avluda geçti balayımız.
Kızlarının sevgisine ve kararına saygı duyan, 'zorlaştırmayın kolaylaştırın' emrini hayat düsturu edinmiş olan annem ve babam, oğullarını sevip yollara düşmüş, yaşayageldiği hayattan çok farklı bir ortama uyum sağlamaya çalışan şaşkın gelinlerine kucak açan kayınvalidem ve kayınpederim olmasaydı; ve onlar sosyal, kültürel ve ekonomik  farklılıklarını birbirini seven iki genç için gözardı etmeselerdi biz evlilik yolculuğumuzun daha ilk günlerinde çok örselenirdik.

30 Aralık 2013 Pazartesi

ELHAMDÜLİLLAH

On gün önce Cezayir’de başladığımız düğünler silsilesi dün gece itibari ile tamamlandı. Elhamdülillah.
Gençler hayat yolculuklarına başlamak üzere ayrıldılar yanımızdan.
Yavrularımızın mutluluğunu paylaşmak için son birkaç gündür bizlerle beraber olan eş-dostta evine, köyüne dönmek için düştü yollara. Biz de Cezayirli dünürlerimizle İstanbul’a gidiyoruz şimdi.  Yanımdaki koltukta gelinimin annesi oturuyor. Dünürüm. Chahinez’i doğuran, büyüten, ilmek ilmek işleyen kadın. Onun yavrusu ve benim yavrum, onun ve benim hayatlarına kattığımız ilke ve değerlerle çizecekler  yol haritalarını. Rabbim izin verirse aynı bebeğe “torunum” diyecek, onunla ilgili ayrı ayrı hayaller kuracağız. Melika ile beraber geçirdiğimiz günler sayılı olsa da aldığım enerji çok olumlu. Pencereden dışarı bakarken huzur içinde uyuya kalmış yüzüne bakıyor ve “bu güler yüzlü kadının yetiştirdiği yavru yavrumun yüzünü güldürür inşallah” diye düşünüyor ve “Elhamdülillah” diyorum yürekten.
Abdullah’ın yüreğindeki kıpırtıyı bizimle paylaştığının üzerinden tam sekiz ay geçti. Bu sekiz ay geçiyor gözümün önünden  kare kare. Ne kadar çok şükretmem gereken şey var Ya Rabbi.
Elhamdulillah, yavrumuzu sevebildiği bir kızla karşılaştırdığın için.  Yeryüzündeki bekarların çok büyük bir kısmı yalnız yaşamayı seçtikleri için değil, sevmeye  değer biri ile karşılaşamadıkları için yalnızlar. İşte bu yüzden sevecek biri ile karşılaşmak ve onun tarafından sevilmek çok önemli bir şükür nedenidir diye düşünürüm hep.
Elhamdülillah, aynı yavruyu  bize sevdirdiğin için.
Elhamdülillah, yavrumu  Şahinez’in ailesine sevdirdiğin için.
Elhamdülillah, her iki ailenin yüreğine verdiğin dinginlik ve huzur için.